Barış Elçi’si 6’ıncı yılında Dört Ayaklı Minare önünde anıldı

Dört Ayaklı Minare
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, Sur’da Dört Ayaklı Minare önünde öldürülmesinin 6’ıncı yıldönümünde vurulduğu yerde anıldı.

Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi Vakfı’nın ortak düzenlediği anmaya Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Elçi’nin eşi Türkan Elçi, çeşitli illerden Baro Başkanları, avukatlar, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

tahir-elci
Tahir Elçi ölümünün 6’ıncı yılında anılıyor

Diyarbakır Adliyesi önünde başlayan yürüyüş Dört Ayaklı Minare önünde sonlanırken, Elçi’nin vurulduğu yerde açıklama yapıldı. Açıklamayı Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren okudu.

Eren, Elçi’yi anarak konuşmasına başladı. Eren, “Diyarbakır Barosu’nun ebedi başkanı Tahir Elçi, bundan tam 6 yıl önce şu anda bulunduğumuz noktada, bu kadim kentin baro başkanı olmasının sorumluluğu ile “tarihi ve kültürel mirasımızı” korumaya,   barışı savunan bir insan hakları savunucusu olmanın gerekliliği ile “savaşa, operasyona ve çatışmaya karşı” sesini duyurmaya çalıştığı esnada onlarca kameranın önünde aramızdan alındı, katledildi” diye belirtti.

WhatsApp Image 2021-11-28 at 12.25.29 (1)

6 yıl geçti failler ortada yok

Kürt meselesinde güvenlikçi politikaların devreye girmesinin çatışmalı dönemin startını verdiğine değinerek davanın seyrine ilişkin şunları ifade etti: “Tahir Elçi’nin katledildiği 28 Kasım 2015 tarihi, aynı zamanda Türkiye’nin demokrasiden ve barıştan uzaklaştığı bir sürecin miladı olmuştur. Bu tarihi alanda başlayan çatışmalar o günden itibaren yükselerek ve yıkıcılığı artarak devam etmiştir. İnsan hakları ihlallerinde dramatik bir yükseliş görülmüş, hükümetin demokratik değer ve taleplere sırtını dönerek, Kürt meselesinde güvenlikçi politikalara dönmesiyle bugüne kadar uzanan bir OHAL atmosferi yaşanmıştır. Karanlık bir dönemin başlangıcı olan bu cinayetin üzerinden 6 yıl geçmiş olmasına rağmen faillerin ortaya çıkarılmasına dair bir istek ve irade ortaya konulmamış; Elçi ailesinin, hukuk camiasının ve toplumun adalet duygusu maalesef tatmin edilememiştir. İlk andan itibaren yargı makamlarının isteksiz tutumları, yapılmayan olay yeri incelemesi, kaybettirilen kamera kayıtları gibi birçok skandal gelişme, bu cinayetin aydınlatılmasını istemeyen bir iradenin varlığını açığa çıkarmıştır. Diyarbakır Barosu ve Elçi Ailesinin avukatlarının ısrarı neticesinde, cinayetin üstünden dört buçuk yıl geçtikten sonra bir iddianame hazırlanmış, üç polis memuru ve bir örgüt mensubu hakkında kamu davası açılabilmiştir. Gerek iddianamenin içeriği gerekse yargılamayı üstlenen mahkeme heyetinin ilk celsedeki tutum ve davranışları cinayetin aydınlatılmasını istemeyen bir iradenin varlığına dair kanaatlerimizi pekiştirmiş, son celsede ise organize bir kötü niyet ve manipülasyonun olduğu ayan beyan ifşa olmuştur. Olaya ilişkin bir bilgisi olmadığı halde sahte tanıkların nasıl oluşturulmaya çalışıldığı, söz konusu kişilerin ne şekilde ve kimler tarafından baskılandığı ve soruşturmanın nasıl manipüle edilmek istendiği, duruşma tutanaklarına bütün ayrıntıları ile yansımıştır. Açık tanık beyanlarına rağmen hala soruşturma sürecindeki bu hukuksuzluklara karşı yargısal sürecin başlatılmamış olmasını üzülerek ve endişeyle izlemekteyiz. Bir hukuk devletinde tanıkların yargı görevi yürüten kişi ve kişilerce yönlendirilerek soruşturmanın manipüle edilmesi,  bu görevi yürütenlerin keyfiliğinin ve süreçteki hukuksuzluğun sınırlarını gösteren bir skandaldır.”

WhatsApp Image 2021-11-28 at 12.25.29

‘Elçi, bir siyasi cinayete kurban gitmiştir’

“Tahir Elçi cinayeti alelade bir cinayet değil, bu dava da sıradan bir dava değildir” diyen Eren sözlerine şöyle devam etti: “Tahir Elçi Kürdistan’ın en kıymetlilerinden biri olarak, bir siyasi cinayete kurban gitmiştir. Diyarbakır Barosu olarak bu siyasi cinayetin aydınlatılmasının güçlü bir siyasi irade ile mümkün olacağını ilk günden beri söylüyoruz. Nitekim dönemin Başbakanı olarak siyasi sorumluluğun muhatabı olan Ahmet Davutoğlu, cinayetten 5 yıl sonra cinayetin yaşandığı bu kentte yaptığı açıklamada; bu cinayetin “siyasi bir suikast” olduğunu söyleyerek bizleri bir kez daha doğrulamıştır. Dönemin başbakanının bu açıklamaları soruşturmanın seyrine yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu davanın, siyasi ağırlığına ve Tahir Elçi’nin isminin hatırasına yaraşır bir şekilde sürdürülmesi siyaset ve yargı kurumunun boynunun borcudur.”

‘Türkiye, baştan başa bir insan hakları krizinin de yaşandığı bir ülkeye dönüşmüştür’

Çatışmalı sürecin fitilinin Tahir Elçi cinayeti ile ateşlendiğine dikkati çeken Eren, şunları ifade etti: “Türkiye’nin Kürt meselesinde;  demokratik yaklaşımları, diyalog ve müzakere yolunu tercih ettiği dönemler herkes için umut ve güven ortamı tesis ederken;  güvenlikçi politikalara dönüş,  Türkiye toplumunu ve devletin yönetilme biçimini dramatik biçimde etkilemektedir.  2015’in 28 Kasım’ında tam da burada, Tahir Elçi’nin insanlığa karşı son görevini yerine getirdiği bu minarenin altında başlayan karanlık,  sadece burada değil Türkiye’nin hemen her köşesinde demokrasi ve insan haklarının rafa kaldırıldığı yeni bir sürece de gerekçe olmuştur. 2015’ten beri bir siyasi kriz yaşayan Türkiye, baştan başa bir insan hakları krizinin de yaşandığı bir ülkeye dönüşmüştür. Siyasi krizleri, insan haklarını çiğneyerek örtebileceğini düşünen siyaset kurumunun, tarihten alması gereken en önemli ders; insan haklarını baskılayan bir rejimin sonsuza kadar sürmeyeceği, insan haklarının mutlaka galip geldiğidir. Dolayısıyla Kürt meselesi başta olmak üzere, bireysel ve kolektif hakları tanıyan, bunlara riayet eden, insan haklarına dayalı bir rejimin tesisi herkes için hayati bir ihtiyaç ve bir güven kaynağıdır. Kürt toplumu da Türkiye toplumu da çatışmaların, hak ihlallerinin mağduru ve yorgunu olduğu kadar, barışı gözünde tüterek beklemektedir. Türkiye’de herkesin iyiliğini isteyen bir siyaset, bugüne kadar yaşananlardan ders çıkararak herkes için iyi olanı isteyecek ve hayata geçirecek cesarete de sahip olmak durumundadır. Türkiye’de, insan hakları rejiminin tesis edildiği, siyasetin derinleştirdiği kutuplaşmanın aramızdan çekildiği, Kürt meselesinin demokratik ve evrensel değerleri ölçü alarak çözüme kavuştuğu bir toplumsallık, ebedi başkanımız Tahir Elçi’nin de özlemidir. Biz Diyarbakır Barosu olarak böyle bir geleceği inşa etme yolunda üst üste koyduğumuz her taşın, içinde yaşadığımız topluma olan sorumluluğumuz kadar,  değerli başkanımıza olan sözümüzün bir gereği olduğunu da biliyoruz.”

‘Elçi cinayetinin karartılması çabalarına karşı, karanlığa fener tutmaya devam edeceğiz’

Elçi’nin insan hakları savunucusu kimliğine vurgu yapan Eren, şöyle konuştu: “Bizler Tahir Elçi’nin dostları olarak; ömrünü ağır insan hakları ihlalleriyle mücadeleye adayan, son nefesinde bile şiddete karşı barış ve demokrasiyi savunan ebedi başkanımızın aramızdan alınışının altıncı yılında,  kendisini bir kez daha saygıyla anıyor, barış, demokrasi, özgürlük ve insan hakları mücadelesini sürdürmeye devam edeceğimizi, onun aziz hatırası önünde bir kere daha yineliyoruz. Diyarbakır Barosu olarak, kolluk ve yargı yetkisinin olabildiğince keyfi ve kötüye kullanılarak,  Tahir Elçi cinayetinin karartılması çabalarına karşı, karanlığa fener tutmaya devam edeceğiz! Bu cinayetin tasarlanması, işlenmesi ve üzerinin örtülmesinde doğrudan ve dolaylı rolü ve etkisi olan herkesin yargı önüne çıkarılması için çabamızı sürdüreceğiz. Tahir Elçi’ye, Türkiye ve Kürdistan kamuoyuna söz veriyoruz.”

‘Adaleti diriltmek de hukuku uygulayanların yegane görevidir’

Baro Başkanı Eren’in ardından söz alan Türkan Elçi ise şunları ifade etti: “Bugün yine adalet çıkmazındayız. Karşımızda beton duvar. Dünyanın boşluğuna bağırır gibi adaletin sağır kulağına 6 yıldır bağırıyoruz. Bizi duyan kim. Huzurumuzu nihayetlendiren, barışın hayalini kurmanın bile nafile bir hayal olduğunu,  bizden çok uzaklarda bir yerde olduğunu duyuran kurşun sesi hala kulaklarımızda. Ayaklarının altında öldüğümüz, ayaklarının altına her sonbahar geldiğimiz bu minare her gün tanrının büyüklüğünü kime seslenir. Çeşmesinden kan akan şadırvanlı avluda duaların kabulüne kim heveslenir, durmadan akan kızıl çeşmenin şırıltısıdır karanlık gecelerimizi uzatan. Bilinsin ki dirliğimize huzurumuza kardeşliğimize umutlarımıza karanlık ellerin sıktığı kurşunların enkazı altında kalan sadece etimiz, kemiğimiz, çocukluğumuz, geçmişimiz toplumsal hafızamız değil, aynı zamanda adaletin kendisidir. Adaleti diriltmek de hukuku uygulayanların yegane görevidir. Hukukun uygulayıcıları olan yargıçların hiçbir etki altında kalmadan yerde masumca yatan bir vatandaşın hesabını sormak gibi bir zorunluluklarının olduğu bugün yine hatırlanmalıdır. Makamlarını, mevkilerini hukukun kudretiyle muhkemleştirenler bunu iyi bilmelidirler ki viraneye dönmüş tarumar bahçemizde onlardan adalet istemek ne ricamızdır ne de onların adalet tesis etmesi bize bir lütuftur. Bunu onlardan talep etmek ve beklenti içinde olmak, bizim en doğal vatandaşlık hakkımızdır. Bilinsin ki umut,  güven, huzur içinde yaşayacağımız bir ülkenin hayali, küstürülen şehirlerle barışmanın yollarından biri de bu sokaktan geçer. Hangi etnik kökenden, hangi dilden, hangi dinden olduğuna bakmaksızın insanı insan olmasından dolayı kucaklayan bir hukuk adamının kanıyla lekelenen bu sokağın kirinden, ölümün ufunetinden kurtulması sağlanmadıkça, katiller  hak ettikleri cezalarla cezalandırılmadıkça  vicdanını yitirmiş,  vebal yüklü, yarınların kavgasına gebe bir ülkeden başka bize ne kalır. Bilinsin ki her sarı sonbahar bağrına al karanfil bırakılan kara taşlar bile isyanla dillenir. Mülkümün temeli adalettir diyen bir mülk, adalet tesis etmede acz içinde kalacaksa bu mülk nasıl güçlenir. Bu kutsal avluda adalet yüceliğiyle tecelli edilmeyecekse iktidarlar kendi avlusunda nazarımızda müntehirdir. Müntehir ki kendi eliyle kendini yok edendir. Yaşama hevesi ve ölüm korkusu arasında gelip giden, can yakan cendereden kurtulmak ve bu çıkmazdan çıkmak için hepimizin bir arada yürüyeceği yollar olmalı.”

‘Bir kez daha adalet adalet adalet diye haykırıyoruz’

Türkan Elçi son olarak ise Tahir Elçi’nin vurulmadan önceki son sözlerini tekrarladı: “Bu gün yine burada 6 yıl geçmiş olsa da bir ölünün sesini duya duya “silah, çatışma, operasyon, savaş “istemiyoruz sözlerini tekrarlıyor, şiddetin her türlüsünü tarafına bakmaksızın elimizin tersiyle itiyor, kul eliyle gelen ölümün karşısında duruyor,  bize bırakılan mirasa sahip çıkıyoruz. Devralınan bu mirasın güçlenmesi için bir kez daha adalet adalet adalet diye haykırıyoruz.”

Barış Elçi’si 6’ıncı yılında Dört Ayaklı Minare önünde anıldı

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir